1 Kasım 2016 Salı

Misafirler Misafirler

      Pek misafirlere geçemedik aslında, henüz kendi ailemizi ağırlıyoruz yeni evimizde. Geçtiğimiz haftasonu babamla açılışı yaptık. Evimizi görmemişti hiç, hem de haberi vermek için sabırsızlanıyorduk. Nasıl söyleyeceğimizi de bilemeyerek. Ama telefonda söylemek istemiyordum, duyduğunda tepkisini görmek için. Neyse bir şekilde ikna ettik ve geldi sağolsun. Güzel bir kahvaltıdan sonra henüz internetimiz ve televizyonumuz da olmadığından uzun uzun sohbet ettik hep birlikte. Çok özlemişim. O kadar aralıklı görüşüyoruz ki. Onun gidecek yerleri var, biz gittiğimizde denk gelemiyoruz vs.

      Eşimin biz nişanlıyken hazırladığı ikimizin resimlerinin olduğu bir albüm vardı. Ben de ona kuzumuzun ultrason resimlerini eklemeye başlamıştım. Orta sehpanın gözünde kalmış albüm. Sonra konuşurken gayriihtiyari albümü aldı eline. Allah! Napıcaz görücek! Eşim gayet sakin. Yani içinde evlenmeden önceki fotoğraflarımızın olmasına bile panikleyemedim. Evlilik teklifi sırasında çekilmiş bir resmimiz de var tabii ki. Eşim de sağolsun açıklıyor. Yaw anlatmasana. Öyle geçip gidelim olmaz mı yani? Babam tabi, biz de çalışıyo sanıyoruz seni dedi şakayla karışık ama ben güldüm geçtim. Çok daha büyük olay var şu an hiç önemli değil bunlar. Tam sona yaklaşıyoruz pat halam aradı. Babam da bana verdi ne zamandır konuşmamışsınızdır diye. Konuşmadık cidden ama o kadar zamansız bir arama ki. Ben konuşurken o resimlere gelirler de ben kaçırırsam gördüğündeki tepkisini diye ne konuştuğumdan anladım ne halamın söylediklerinden. Hızlıca babama verdim telefonu hemen konuşsun da konuya dönelim diye.

      Neyse kapattı telefonu ama bu sefer de albüme baktığımızı unuttu. Ayy buyur burdan yak. Baba albümü bitirseydik dedik, devam ettik. Geldik geldik. Son sayfayı çevirdik, eşim dedi ki baba sana yeni birini tanıştıralım. Sayfayı çevirdik, ilk ultrason resmimiz. Daha kese tabi kuzum. Babam anlayamadı. Sonra çevirdik sayfayı biraz daha belirgin bir resmi. Burda 10 haftalık baba dedim, aaa bebiş mi geliyo ayyy diye bastı kahkahayı:) ben dede mi oluyorum şimdi, artık son ünvan bu başka bişey olmayacağım bundan sonra dedi. Hiç öyle düşünmemiştim ben... Tahminimden hayalimden çok çok daha güzel bir sahne oldu. Anılara ekledik gitti...

24 Ekim 2016 Pazartesi

Yine Kuzumuzu Görmeye Gittik

Bu hafta muayenemiz vardı, 2li test yaptılar. Allah'ım böyle bir gerilime gerek var mıydı bilmiyorum. Çok şükür ultrasonda bir şey çıkmadı, tahlil sonuçlarını bekliyoruz şimdi. Allah'ın izniyle bir şey çıkmaz inşallah. Ama bir hafta gerilimi yetti zaten. Kız olabilir dedi doktorumuz. Eh, daha bir şey oluşmadı tabi normal olarak başlangıçta bütün bebekler kız oluyor:) Sağlıklı olsun da bizim için cinsiyet önemli değil. Bu arada destek olsun diye multivitamin ve demir ilaçlarına başlattı. Kansızlık yokken durduk yere ilaç kullanmak işime gelmese de bir bildiği vardır diyerek kullanacağım. Henüz başlamadım bakalım. Bir de bebeğimiz hızlı mı büyüyor, değişik ölçümlere göre mi değerlendiriliyor bilmiyorum ama, önceki muayenemizde 9 haftalık diye gitmiştik 10 haftalık çıktı. Bu hafta 11 diye gittik 11+3 çıktı. Yavrum yavaş, ne acelen var. Biz sabırla bekliyoruz seni babanla ^_^ Her ne kadar karnım çok yağlı(!?) olduğundan çok net görüntüler alamasak da, gördüğümüz kadarıyla murnu bile var. Yirim o murnu. Bir de elini başının üstüne koymuş ooh keyifler gıcır tabi içerde. Maşallah kuzuma.

Sonra eve geldik, kaldığımız yerden ev yerleştirmeye devam. Arkadaşım da taşındı bu çarşamba ve cumartesi günü yerleşmişti. Yaw ben mi çok uyuşuğum diyeceğim ama işten sonra insan hiçbir şey yapamıyor haftaiçi. En son pazar akşam 9da yerleri silip süpürüp halıları da attık hç halim kalmamasına ve aç ölmeme rağmen. Yetti artık halısız örtüsüz dağınık ev görmek. Eve giresim gelmiyor, ben böyleysem eşimi düşünemiyorum. Hiç sevmez düzensizlik, dağınıklık. Bir şey demedi 2 haftadır sağolsun. El birliğiyle her şeyi yerleştirdik çok şükür. Çok yardım etti Allah razı olsun canım benim. Çok yoruldu bence, kendimden yola çıkarak onun benden 2 kat fazla iş yaptığını düşününce. Şimdi sadece bebişimizin odasındaki ıvır zıvırlara yer bulmak kaldı. Resmen sığamıyoruz eve. O kadar takıl tukul var ki. Bir de eşyalar büyük eve göre alınmıştı. Ardiye gibi bir alanımız da yok. Artık sığmayanları gittikçe babama, anneme, köye falan bırakırız. Çeyize diye aldığım ve hiç kullanmadığım bazı şeyleri de instagramdan 5-10 TL'ye satacağım. Maksat belki ihtiyacı olan ev kuran birinin işi görülür, hem de bana yer açılır. Keşke biri beni durdursaymış, kızım gerek yok bu kadar şeye falan deseymiş. Hadi bi günlük bi misafirlik 2 takım yemek takımı aldın, kahvaltı takımına ne gerek var? Pasta takımı??? Nereye koyacağımı şaşırdım, yakında cam kenarlarına pervazlara dizeceğim bardakları falan. Biri de rahmetli anneciğimi tutmalıydı tabi. Bizim orda kıza 10 tane yorgan verilir, 20 tane pike takımı yapılır! Sandıklarla havlu, tülbent, lif, patik... Önüm arkam sağım solum dantel, havlu, bişeyler. Dağıtıcam, annem olsa gebertirdi beni ama elimden geldiğince göndermek istiyorum. Etrafımda yeni evlenecek ihtiyaç sahibi kimse de yok ki dağıtayım. İnternet ilaç oldu bu derdimize. Gerçi şöyle de düşünüyorum, ben instagrama koyuyorum sonuçta. Onu görebilecek teknolojiye sahip bir telefonu olabiliyorsa pekala çeyizini de hazırlayabilir diyorum ama ben halis niyetimle koyayım da, alan kendi düşünsün.

Bir dahaki kontrolümüz bir sorun olmazsa bir ay sonra. Yani 15+3 olmasını bekliyoruz. 17 falan çıkmasın valla hazır değilim bu kadar hızlı doğurmaya:)

21 Ekim 2016 Cuma

Çaresiz Bir Yazı

Bu sabah alarm çaldığında son bir gayretle kendimi kalkmaya zorladım, gözlerim kapalı. Yüzümü yıkayana kadar da açamadım zaten. Ama Cuma bugün, haftanın son günü. Yarın istediğim kadar uyuyabilirim diye tesellilerle(gaz verme mi desem?) bir şekilde kendimi ikna ettim yani. İşe geldim, yine o coşkuyla açtım bilgisayarımı. Yarım kalan işlerimi bitireyim de haftasonu kafam rahat etsin. Bugün Cuma, hava da ne kadar güzel...

Sonra bilgisayarı açtım, kahvaltı yaparken haberlere bakayım dedim. Haberlerde yazmıyor biliyor musunuz? Artık böyle kötü şeyler kökünden sansürleniyor. Twitter'ı açıyorum haberlere bakmak için. Güzel ülkemin hangi ilinde hatırlamıyorum, 4 yaşındaki bir bebek, şerefsiz 44 yaşında bir o.ç. tarafından öldürülmüş. Tecavüz edilmiş. 10 yıldır ilişkisi yokmuş, yıllardır bu bebeğe göz koymuş! Gözlerime, okuduklarıma inanamıyorum. Nasıl? Nasıl yani? Sen böyle bir sapık olmak için ne yaşamış olabilirsin ki? O çocuğun bunda günahı neydi? Daha acısı ne onu da söyleyeyim. Çocuğun kaybolduğu ekiplere bildiriliyor, 2 gün arama çalışması yapılıyor ve bulunamayınca çalışmalar durduruluyor. Sonra gündüz kuşağında bir programa başvuruyor aile. Polisten, devletten nasıl ümit kestilerse. Programa babanın şüphelendiği komşu çağrılıyor ve adam kendiliğinden itiraf ediyor. Bu kadar. Polis hiç mi sormadı babaya, hiç mi sorgulamadı bu adamı? Bilmiyorum ama sorgulasa söylerdi herhalde şerefsiz. Kendiliğinden itiraf ettiğine göre... Sonra gel de bireysel silahlanma. Polis masum beni mi koruyor yoksa o şerefsizi mi hadi bakalım. Twitterda ortalık yıkılmış, #pedofilisuctur diye hashtag açılmış. Bunu bilmiyor muyduk zaten, herkes bilmiyor mu? Tekrar tekrar mı söylenmesi gerekiyor? Polise su duyurusu mu yapıyoruz yoksa anlayamadım. Bir de idam gelsin diyenler... Kurban olayım idam çok kolay bir ölüm, kurtuluş değil mi? O çocuk öyle mi öldü peki? Ben şöyle düşünüyorum, önce hadım ediyoruz efendim bu şerefsiz soysuz köpeği. Ama canlı canlı lütfen. O en önemli şeyinin ondan alındığını hissetsin öyle uyudum uyandım hop gitti olmaz. Sonr her hafta ayrı bir işkence. Böyle ömür boyu. Hiç bitmeyeceğini bilerek, her hafta nasıl bir acıyla karşılaşacağının korkusuyla geçirerek. Mini cehennem. Ailenin de belki biraz içi soğur, yoksa çocuğuna bunu yapan adam orda paşalar gibi yatarken o babaya da anaya da uyku haram.

Buna yeterince üzüldüysek, Suriye'de devam eden savaşta daha önce yaralanan Ümran bebek bu sefer ölmüş. Yıldırım aynı yere iki kere düşmez ama bombaların defalarca taramadığı yer yok. Allah merhametli ama insanoğlu o kadar canavar o kadar acımasız ki! Diyecek hiçbir şey yok. Bende kalmadı. O bebekler yarın ahirette hepimize hesap soracaklar, bizi öldürürlerken siz de bakıyordunuz rahat koltuklarınızdan. Nerdeydiniz?

Ne Cuma kaldı, ne havanın güzelliği, ne haftasonu planları. Çok üzgünüm. Elimden hiçbir gelmiyor, çok çaresizim.

3 Ekim 2016 Pazartesi

7. Haftamız Bitiyor!

      Büyüyor annesinin kuzusu. İnşallah içeride iyidir, insan hep göreyim iyi mi bileyim istiyor. Şu an hareket de etmiyor ya, napıyor bilmiyoruz. Sağlıklı sıhhatli büyüyordur inşallah. Biz de onuu yeni evimize taşıyacağız. Odan bile hazır kuzuum, sen yeter ki gel :)
   
      Ben nasılım bu arada, iyiyim sanırım. Kilo almışımdır muhtemelen. Dijital baskülümüz tam zamanında bozuldu, kilom hakkında hiçbir fikrim yok. Ama öyle bir yiyorum ki, sanki beni aç bırakacaklar. Kıtlıkta kalacağım sanki. Yemek bulunca öyle yiyorum. Mide bulanması yaşıyorum, ama öğürme istifra falan yok. Sadece özellikle tokken yiyecek gördüğümde midem allak bullak oluyor. Bunun dışında gece tuvalete sıkışmalar! Allah'ımm rüyalarımda tuvalete gittiğimi görüyorum o kadar tuvaletim geliyor. Eşim dürtüp kaldırmaya çalışıyor belli aralıklarla. Ne kadar sıkışsam kendim uyanamıyorum. Şimdilik en büyük derdim gece kalkmalar işte.

22 Eylül 2016 Perşembe

Bebişimle 6. Hafta

      Son yazıdan sonra hemen kalkıp doktora gittik. Kese oluşmuş dedi, 4 haftalıkmış o zaman. Şimdi 6. haftaya girdik! Bu haftasonu gidip kalbi atıyor mu diye bakmamız gerekiyor fakat ben tabi bu kadar dolu olacağını tahmin etmediğimden çıkar çıkmaz bir randevu ayarlamamıştım. Malesef doktorumuzun bütün randevuları dolu bu hafta. Ama görmem de lazım merak ediyorum acaba kalbi atmaya başladı mı kuzumun. Başka doktora gitsem diyorum, bu sefer kendi doktorumuz takip edemeyecek. Annenin salaklığına geldi bebeğim bu hafta görüşemeyeceğiz sanırım:(
   
       Bu arada karnım çıktı mı bilemiyorum, öncesinde de bu kadardı zaten bence. Ama bir şişlik olduğu kesin. Bu kadar çabuk görür müyüm belirtileri diye inanamasam da yorgunluktan gözümü açamıyorum. Akşam 9 oldu mu haydi çocuklar uykuya yazısı gibi bir yazı geçiyor gözümün önünden. Sabah 5.45'te kalkıyorum. 12 saat uyuyorum, 10 saat de işe gel, çalış, eve git döngüsü. 2 saat yaşıyorum bu aralar:) yeter de artar bile. Alıştık artık bu yoğunluğa. Hayatımız bu işte, işyeri bizim evimiz. İş arkadaşlarımızı ailemizden çok görüyoruz. Neyse yine dertlenmeye başlamayayım.

       Evi taşıyacaktık o ne oldu sahi? Haftaiçi malum bahsettiğim gibi geçiyor, kalıyor bize haftasonları. Bu ay sonunda taşınacağımıza göre 2 haftasonumuz var toplanıp yerleşmek için. Daha evi de temizleyemedik bu arada. Kayınvalidem güya yardıma gelmişti geçen hafta. Ama ben hamileyim diye iş yapamadım, yani yaptım ama çok çabuk yoruldum hepsi kadına kaldı. Baktılar ben oturuyorum eşim kalktı eve getirdi beni hiç değilse yemek hazırlarım dedim. Benden sonra da temizlik falan olmamış kaldı yine bize. Bu hafta biraz halledip taşıyabildiklerimizi yerleştiririz herhalde. Bebişimizin odası da hazır orada <3

5 Eylül 2016 Pazartesi

Eylül Geldi Süprizleriyle Hoş Geldi

Eylül'e bir giriş yapmışız ki peh peh peh. Yaklaşık üç aydır her yerde fellik fellik ev arıyorduk ki bir an önce borçlarını ödemeye başlayalım ben de çalışıyorken diye. Geçen hafta en son beğendiğimiz ev için bayağı bir görüşmeden sonra cumartesi sabahı gidip sözleşmeyi imzaladık. Bir yola girdik artık, kısmetse 30'unda tapuyu da alıp taşınacağız. Bu arada ben de bir hamilelik testi yapayım dedim ve ta taa. Sanırım hamilesiniz diyen bir test, zira ikinci çizgi çok silik çıktı:) Olsun bizi heyecanlandırmaya yetti. Şimdilik henüz doktora da gidemedim. Bu haftasonu gideceğim kısmetse. Bakalım ne diyecek, nasıl oluyor bu işler. Etrafımda belki 10 arkadaşım doğurdu bu zamana kadar, insan her şeyi bildiğini sanıyo ama kendi başına gelince napıcağını şaşırıyosun işte. Güzel telaşlar bizi bekler ^_^

2 Eylül 2016 Cuma

Bayramlık Sosyal Medya Temizliği

         Sabah işe geldiğimde twitter'da bir şeye bakmak için hesabımı açtım. Sonra eskiden neler yazmışım retweetlemişim bakayım derken zamanda yolculuğa çıktım. Ve farkettim ki şundan bir sene önceye kadar başkalarının tweetlerini beğenmek yerine kendi tweetlerimi yazıyormuşum. Ama bir milat var, ki ben akıllı telefona geçiş yaptığım zamana denk geldiğini düşünüyorum, o tarihten sonra kendime ait hiçbir şey yok. Son yıllarda okuduğum kitap sayısına da baktığımda iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar düştüğünü görüyorum. Üzülerek. Okuyayım diye aldığım kitaplıkta beni bekleyen onca kitap, sonra başlayıp yarıda bıraktıklarım... O zamana kadar okuduklarım da genelde roman tipindeydi. Bir süre başkasının hayal dünyasında gezinmekten ibaret. Bana ne kattı, güzel hayaller dışında hiç. Tabii ki saçma sapan televizyon programları izlemekten kat kat iyi yapmışım ama bilgi adına bir şey yok. Şimdi o da yok işte. Serviste işe gelip giderken okurdum, şimdiyse o instagram senin bu snap benim, facebookta neler oluyor derken bir bakıyorum ki eve gelmişim. Gerisi zaten rutin dünya işleri.



        Önce doğru mu düşünüyorum dedim, eşime yazdım. Kesinlikle zaman kaybı dedi. Haklı. Açtım heasplarımı. Yine kapatmaya kıyamıyorum he, dünyaya açılan kapı olarak görüyorum. Çalışmaktan gözümüzü açamıyoruz ne oluyor ne bitiyor haberim olsun diyorum. O kadar gerekli gereksiz hesap takip ediyormuşum ki, sadece postu kaydırmak için harcadığım efor bile yeter. Hatrı sayılır çoğunluğunu takipten çıkardım. Güzel oldu, elimden gelirse daha da az hesaba düşüreceğim. O kim oluyor ki benim zamanımı hakediyor, asıl ben üretmeliyim dedim. Enaniyet olarak değil, gaz verme çalışmaları olarak bakmaya çalışalım bu sözlere:)

        Lazım efendim lazım, "bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur." Temizlik imandan gelir, internetimiz sınırsız olabilir ama kıymetli zamanımız o kadar sınırlı ki!